<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>izmir çocuk terapisti &#8211; Piskolog İzmir</title>
	<atom:link href="https://www.psikologizmir.net/tag/izmir-cocuk-terapisti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.psikologizmir.net</link>
	<description>Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2020 09:13:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.psikologizmir.net/wp-content/uploads/2020/10/cropped-psikolog-izmir-net-1-32x32.jpg</url>
	<title>izmir çocuk terapisti &#8211; Piskolog İzmir</title>
	<link>https://www.psikologizmir.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuklarda Karşı Gelme</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-karsi-gelme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 08:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bireysel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk psikoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[pedegog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Karşı Gelme Bozukluğu Çocuklarda görülen Karşı gelme Bozukluğu (KGB ) yetişkinliğe dek süre giden psikolojik bir bozukluktur. KGB olan ... <a title="Çocuklarda Karşı Gelme" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-karsi-gelme/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-karsi-gelme/">Çocuklarda Karşı Gelme</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Çocuklarda Karşı Gelme Bozukluğu</h2>
<p>Çocuklarda görülen Karşı gelme Bozukluğu (KGB ) yetişkinliğe dek süre giden psikolojik bir bozukluktur. KGB olan öğrencilerde az gelişmiş ahlaksal davranışlar ve sosyal becerilerde gerilik görülür. Bu çocuklar yüksek düzeyde agresyon ve diğerlerini amaçlı olarak rahatsız eden davranışlar sergilerler.</p>
<p>Bu çocuklar okulda ve evde ciddi anlamda zarar verici davranışlarda bulunurlar. İki – üç yaş civarındaki çocuklarda ve ergenlerde karşıt olma ve tartışmacı olma görülen tipik özelliklerdir ancak KGB olan çocuklar 3 yaşından okul yıllarına kadar süren bir zaman dilimi boyunca bu davranış şekillerini sergilerler.</p>
<h3>KGB olan çocuklarda görülen davranışlar :</h3>
<ul>
<li>Kolayca agresifleşir ve kızar.</li>
<li>Kasıtlı olarak diğerlerini irrite eder.</li>
<li>Tahrik edilmeden , aniden öfkelenir.</li>
<li>·Diğerlerinin hataları ve hatalı davranışları için onları suçlar.</li>
<li>Yetişkinlerin isteklerine karşı uyum göstermeyi reddeder.</li>
<li>Değerli , anlamlı olduğuna dair sürekli övünür ve asla gerçekten üzgün olmaz.</li>
<li>Yalan söyler.</li>
<li>Tahrik edilmeden , tahrik unsuru olmadan kinci ve hınçlı davranır.</li>
<li>Akranlarını , aile üyelerini ve diğer yetişkinleri onlarla ters düşecek şekilde kışkırtır , tahrik edici şekilde davranır.</li>
</ul>
<h3>Karşı Gelme Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?</h3>
<p>KGB belirtilerini gösteren bir çocuğun , çocuk psikoloğu tarafından çok yönlü bir biçimde değerlendirilmesi gerekir. KGB olan çocuklarda genellikle ilaçla tedavi yöntemi kullanılmaz. Ancak KGB ’ ye depresyon , anksiyete ya da Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu gibi bir ya da daha fazla bozukluk eşlik ettiğinde ilaçla tedavi önerilebilir. KGB ’ye eşlik edebilecek diğer bozukluklar ise :</p>
<ol>
<li>Duygusal Karmaşa.</li>
<li>Öğrenme Güçlüğü.</li>
<li>Tourette Sendromu.</li>
<li>Bipolar Bozukluk</li>
<li>Davranış Bozukluğu (DB)</li>
</ol>
<h3>Davranış Bozukluğu</h3>
<p>Davranış bozukluğunun KGB ’ den daha şiddetli, olduğu düşünülmüştür ancak ılımlı KGB olan çocuk genellikle davranış bozukluğu geliştirmemektedir.Eğer bir öğrenci davranış bozukluğu tanısı almışsa , sıklıkla daha kaygı verici durumlarla karşılaşılır. Yetişkinlik çağında kriminal davranışlara eğilimi de yüksek olur.</p>
<h3>KGB ’nin Nedeni?</h3>
<p>KGB ’nin nedeni bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar , KGB ’ nin çocukluk döneminde gelişimin tamamlanmaması sonucu oluştuğu spekülasyonlarını ortaya atarlar. Bu çocukların , bir çok çocuğun erken dönemlerde kolaylıkla öğrendiği becerileri öğrenemedikleri görülmektedir.Bu bozukluk , çocuğun mizacı ve ailesinin reaksiyonları ile ilişkili olabilir. Zayıf ebeveyn becerileri , aile bireylerinden birinin ölüm nedeniyle kaybedilmesi , boşanma ya da hapse mahkum olma ya da diğer ailevi zorluklar ve sıkıntılar çocukların KGB geliştirmesinde rol oynayabilir.</p>
<p>Bu çocukların tedavisine ve müdahalesine mümkün olduğu kadar erken başlanmalıdır. Tedavi bireysel , aile ya da grup terapisi şeklinde olabilir. Bireysel terapinin amaçları çocuğun problemlerini çözme , iletişim kurma ve öfke kotrolü sağlama becerilerinin geliştirilmesine yöneliktir. Çift terapisi ise KGB olan çocukların sosyal ve kişilerarası becerilerini geliştirmelerinde yardımcı olmaktadır.</p>
<h3>KGB olan Öğrenciler için Öğretmenlere Öneriler</h3>
<p>1. KGB olan bir çocukla iletişim kurarken , diğer çocuklarda olumlu sonuçlar veren davranışlar kontrol -değiştirme tekniklerinin , bu çocuklar üzerinde etkili olamayabileceği hatırlanmalıdır. KGB olan çocuk sıklıkla davranış bozukluğu göstererek ve yetişkinleri reaksiyon almak için rahatsız edecektir.</p>
<p>2. Beklentiler , katı kurallar ve sınırlar kesin ve net olmalıdır.</p>
<p>3. Çocuğun beklentileri bilmesi için sınıf kuralları ve günlük program olmalıdır.</p>
<p>4. Sınıfın rutinindeki herhangi bir değişikliğin KGB olan çocuğu üzeceğinin ve rahatsız edeceğinin farkında olunmalıdır.</p>
<p>5. Tutarlı ve adil olacağınıza dair çocukla aranızda bir güven duygusu oluşturmak için çok çalışmalısınız.</p>
<p>6. Çocuğun uygun bir şekilde davranışlarını kontrol etme yeteneğinin olduğuna inanın.</p>
<p>7. Karşı gelmenin / Karşıt olmanın nedeninin siz olmadığınızı , yalnızca çıkış noktası olduğunuzu anlamalısınız.</p>
<p>8. Çocuğun gerçekten nelerden keyif aldığını keşfedin. Bu bir spor aktivitesi ya da hobi olabilir.</p>
<p>9. Pekiştirebileceğiniz beceriler ya da nitelikler belirleyin , tanımlayın.</p>
<p>10. Bir seferde yalnızca birkaç davranış problemine odaklanın. Hangi davranışı görmezden geleceğinize ve hangi davranışı onaylayacağınıza karar verin. Tolere edemeyeceğiniz durumları / davranışları önemle ifade edin.</p>
<p>11. Problemler arttığında çocuğa şu soruları sorabilirsiniz :</p>
<p>‘Bu yaptığın şey işine yarıyor mu ?’</p>
<p>‘Ne daha çok işe yarar?’</p>
<p>‘Bu sorundan kurtulmak için daha farklı ne yapabilirdim ?’</p>
<p>‘Sana nasıl yardımcı olabilirim?’</p>
<p>12. Öğrenci ile spesifik konularla ilgili olarak özel görüşmeler yapın. Ancak öncelikle her bir konu ile ilgili olarak saygılı / güvenilir olacağınıza dair çocuk size inanmalı ve güvenmelidir. Çocuğun davranışlarını ve problemlerini tartışırken sakin olun. ‘’Okulda başarılı olmanı engelleyen problemin ne olduğunu düşünüyorsun?’’ gibi sorular sorabilirsiniz. Çocuğun konuşmasını bölmeden onu dinleyin. Çocukla birlikte bşr davranış planına karar verin ve bunu çocukla paylaşın.</p>
<p>13. Gerekli olduğunda çocuğun ailesi ile ve çocukla ilişkide bulunan diğer yetişkinler ile görüşün. Böylece herkes ortak bir nokta sunabilir. Bu çocuklar davranışlarının nedeni olarak diğerlerini becerikli bir şekilde ikna ettiğinden beri , bu toplantılara sıklıkla dahil olmazlar. Problem belirtildikten sonra , çocuğun davranışlarını düzeltmesi için ona yol gösterecek çeşitli fikirler ortaya çıkar. Bir davranış planı üzerinde anlaşmaya varılır ya da okulda başarılı olması için gerekli olan davranışlarla ilgili anlaşma yapılır. Grup ayrıntılar üzerinde ve öğrencinin uyumu ile ilgili anlaşma yapılır. Grup ayrıntılar üzerinde ve öğrencinin uyumu ile ilgili olumlu yönler üzerinde karar verir. Aynı zamanda bu kararlar çocuğun okul dışındaki yaşantısını da kapsar. Olumlu ve olumsuz durumları da takip etmeleri gerekir.</p>
<p>14. Yönergelerinizi basitçe ve açık bir dille belirtin. Açık , hazır ve mümkün olduğunca tutarlı ve uyumlu olun.</p>
<p>15. Yardımcı olabildiğinizi farz edelim , çocuğun gelişimini gerçekleştirdiğini görmesini saplayacak bir tasarı sunun. Örneğin ; çocuğu destekleyecek semboller , etiketler (sticker ) ya da markalar kullanın. Ayrıca , bilgisayarda ekstradan zaman geçirmesine , sevdiği bir öğretmenine yardım etmesine ya da bir ev ödevini yapmasına izin verilebilir.</p>
<p>16. Çocuğun uygun olan davranışlarının farkında olmasını sağlayın. Ancak farkında olmanız gereken durum şudur ki ; KGB olan çocuklar sizin isteklerinize karşı gelmek zorunda hissedecek , direktiflerinizden kaçınacak ve bol bol övgüler yağdıracaktır. Örneğin ; bir övgünün ardından öğrenci ağlayarak ya da birisine vurarak misilleme yapabilir.</p>
<p>17. Çocuğa olumlu bir yorumun fısıldanması gibi küçük adımlarla davranışların düzletilebileceğinin doğruluğunu kabul edin. ‘ Seninle gurur duyuyorum .’ gibi duygusal ifadelerden kaçının. Bunun yerine ‘ İyi bir iş başardın.’gibi ifadeler kullanabilirsiniz.Ya da ona verilmesi için bir not yazabilir veya ona e-posta gönderebilirsiniz.</p>
<p>18. KGB olan bir çocuğu azarlamaktan , ona göz dağı vermekten ya da onunla tartışmaya girmekten kaçının. Çünkü çocuk sizin bu sözlerinizi karşılık vermekten çok cezalandırma olarak görecektir.</p>
<p>19. Sesinizi yükseltmekten ya da duygularınızı belli etmekten kaçının. Nesnel ve sakin bir biçimde şöyle bir şey söyleyebilirsiniz : ‘ Since you broke the rulet this is what you will do.’ Bir hakem gibi kimin durumdan sorumlu olduğunu belirleyin. Çocuğun tartışmaya girmesine izin vermeyin. Yalnızca bir kurala uyulmadığında neler olduğunu tekrar belirtin.</p>
<p>20. Kontrolü saat ya da zil gibi bir objeye bırakmak da olanaklıdır. ‘</p>
<p>21. Zaman sınırlaması olmayan ve çocuğun olumsuz duygularını herhangi bir şekilde özgürce ifade edebileceği bir yer sağlayın. ‘ Dinlence alanında geçirdiğin zamanın yardımı oldu mu ? ’ ya da ‘ Dinlence alanına gittiğinde sana ait olan süre başlayacak.’ Eğer bu okulunuzda uygun olarak kabul edilirse , sıkmak için kil ya da hamur , yumruklamak için bir yastık ve / veya yırtmak için eski dergiler – gazeteler bulundurun. Böylece çocuk bazı düşmanca duygularını bu yolla ifade edebilir ve rahatlayabilir.</p>
<p>22. Süpervize edilen bazı kooperatif öğrenim aktiviteleri düzenleyin. Böylece öğrenciyi akranları ile yapıcı bir şekilde öğrenme biçimleri konusunda iletişim kurması için asiste etmiş olursunuz.</p>
<p>23. Okulunuzdaki danışman öğretmene öğrenci ile bireysel çalışmak istediğinizi belirtin ya da küçük bir grup ile birlikte çalışarak öğrencinin öfke kontrolünü öğrenmesi ve sosyal becerilerini geliştirmesi için yardım isteyin.</p>
<p>24. KGB olan çocuğa bir takım şeyleri öğretmeye çalışmanın oldukça zor , stresli ve yorucu olduğunu anlamalısınız. Bu nedenle kendinize dikkat etmelisiniz.</p>
<p>25. Bunaldığınızda , boğulduğunuzu hissettiğinizde ya da sınıfınızdaki diğer çocukların ve kendinizin güvenliğinden kuşku duyduğunuzda , size asistanlık edebilecek bir okul danışmanı , psikolog , özel eğitim öğretmeni ya da diğer profesyonellerden yardım isteyin.</p>
<p>Bu çocukların gelecekleri zorlu olabilir. Birçok çocuk Karşı Gelme Bozukluğu ile büyümektedir. Bazıları ise KGB ’ ye eşlik eden ve daha fazla tedavi gerektiren bozukluklar geliştirmektedir. KGB yaşayan pek çok çocuk Davranış Bozukluğu tanısı almaktadır ve bu çocukların davranış problemleri daha şiddetli olmaktadır.</p>
<p>KGB olan bir çocuğu okul içinde yönlendirmeye çalışmak ve zapt etmek oldukça mücadele isteyen bir durumdur. Bu mücadele okuldaki profesyonellerin ve ailenin katılımını gerektirdiği gibi,çocuk psikoloğunun da desteğininalınması önemlidir. Bununla beraber , çocuğun yaşamına ne kadar erken psikolojik yardım sağlanırsa , olumlu sonuç alma olasılığı o kadar yüksektir</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-karsi-gelme/">Çocuklarda Karşı Gelme</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Olumlu Davranış</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-olumlu-davranis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 08:24:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[pedaog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Olumlu Davranışın Etkilieri Olumlu ebeveynliğin gücünü ne kadar erken yaşama geçirirseniz, çocuklar da o kadar çabuk karşılık verirler. Bu ... <a title="Çocuklarda Olumlu Davranış" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-olumlu-davranis/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-olumlu-davranis/">Çocuklarda Olumlu Davranış</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Çocuklarda Olumlu Davranışın Etkilieri</h2>
<p>Olumlu ebeveynliğin gücünü ne kadar erken yaşama geçirirseniz, çocuklar da o kadar çabuk karşılık verirler. Bu yöntemleri ilk uygulamaya başladığınızda itirazlarla, hayır cevapları ile sık sık karşılaşabilirsiniz. Çocuklar ya işbirliğine girmekten mutlu olacaklar ya da direnmek onları mutlu edecektir. Bu yöntemleri kullanmak sabır ve pratik gerektirir ancak zaman içinde alışarak ve alıştırarak doğal olarak kullanmaya başlarsınız. Çocuklar da olumlu ebeveynlik yaklaşımına alıştıkça bu yöntemler daha etkili olacaktır.</p>
<h3>Olumlu Davranışların Pekiştirilmesi</h3>
<p>Çocuklarda olumlu davranışların pekiştirilebilinmesi için öncelikle çocuğun yaşının gelişimsel özelliklerini bilmek gereklidir. Örneğin, 3 yaşına kadar çocuklar diğer çocuklar ile uyumlu bir şekilde oynayamazlar. Anne babalar 2 yaşındaki çocuklarını başka çocuklar ile oynamaları için bir ortam yaratmaya çalışırlarsa hayal kırıklığına uğrayabilirler çünkü çocukları bekledikleri uygun davranışı göstermeyebilir.</p>
<h3>Gerçekçi Beklentiler</h3>
<p>Aynı şekilde 2 yaşında bir çocuk ile gezmeye gidildiğinde çocuğun uzun süre yerinde oturmayacağı bilinmelidir. Anne baba olarak böyle bir beklentiye girmek aynı şekilde hayal kırıklıklarına ve gerginliklere sebebiyet verebilir. Çünkü bu iki durumda da tanımlanan davranışlar, çocuğun içinde bulunduğu yaş döneminden beklenilmeyecek becerilerdir. Bu sebeple gelişimini desteklemeye yönelik, gelişimsel özelliklerin takip edilmesi edilmesi ve buna uygun ortamların hazırlanması gereklidir.</p>
<p>Her yaş dönemine uygun yöntemi uygulamak önemlidir.</p>
<p>2 yaşındaki bir çocuğa ve 8 yaşındaki bir çocuğa farklı disiplin yöntemleri uygulamak gerekir.Dikkatini başka yere çekmek’ bebekler ve küçük çocuklar için etkili olabilir ama 4 yaşındaki bir çocuk için uygun olmayacaktır. Çocuğun içinde bulunduğu döneme özgü yapabilirlikleri önemlidir.</p>
<h3>Çocuğunuzu İyi Tanımak</h3>
<p>Anne babanın kendi çocuğunu iyi tanıması da büyük önem taşır.</p>
<p>Herhangi bir disiplin yöntemi belirli bir yaş aralığı için önerilebilir, ama anne babalar zaman içerisinde bazı yöntemlerin kendi çocuklarında etkili olmadığını veya bazı yöntemlerin ise çok etkili olduğunu keşfedeceklerdir.Aileler çocuklarının davranışlarının nedenlerini anlamaya çalışırlarsa, oluşan olumsuz bir davranışı değiştirmek için ne yapabileceklerini çok daha kolay bulabilirler. Örneğin çocuk yemek yemiyorsa belki çok yorgundur, belki hastalanmak üzeredir veya başka bir sıkıntısı vardır.</p>
<h3>Çocuğa Ulaşabilmek</h3>
<p>Önemli olan böyle bir durumda çocuğa ulaşılmasıdır. Her davranışın mutlaka geçerli bir nedeni olmayabilir, ancak eğer çocuğun yaptığı olumsuz davranışın çocuğa göre geçerli bir sebebi varsa, bunu bilmek çocuğa daha anlayışla yaklaşılmasını sağlayabilir.Çocukların davranışlarının bir veya birçok nedeni olabilir. Çocukların kendilerini ifade etme becerisi geliştikçe davranışın nedenini, çocukla birlikte bulup düzeltmeye çalışmak veya desteklemek önemlidir.</p>
<p>Anne baba çocuğun davranışının nedenine kendi karar vermemeli, nedeni çocuktan öğrenmeye çalışmalıdır. Ailenin düşündüğü neden çocuk için geçerli olmayabilir. Örneğin, gece yalnız yatmak istemeyen çocuğun kapris yaptığını düşünen anne aslında çocuğun gece korkuları yaşadığını gözden kaçırabilir.</p>
<h3>Çocuklar için güven duygusu</h3>
<p>Çocuklar için güven duygusu yaşamlarındaki temel ihtiyaçtır.Aileler çocuklarına bakmakla yükümlüdürler. Fakat anne baba olmak, çocuk için güvenilen bir kişi olmayı beraberinde getirmez. Güven duygusu bebeklikten itibaren ihtiyaçların düzenli karşılanması ile gelişir. Çocuğa sıcaklık/sevgi göstererek, tutarlı davranarak ve ona karşı adil olarak gelişecektir. Anne babasına güvenen bir çocuk, kendisine sınırlar koyulurken onlara güvenecek ve dediklerini korkmadan yapacaktır.</p>
<h3>Çocukla İlişkide Tutarlı Olma</h3>
<p>Çocukla ilişkide tutarlı olmak çok önemlidir. Tutarlı davranıldığında hep aynı davranışa aynı tepki verilir. Belli bir davranışın kimi zaman hoş görülmesi kimi zaman da aynı davranış yüzünden ceza alınması çocukta çelişkiler yaratabilir. Yaptığı davranışın doğru mu, yanlış mı olduğunu kavrayamaz. Tutarlı davranışlar sergilemek, çocuğun olumlu davranışlar öğretmek ve pekiştirmek için gerekli olan bir özelliktir. Anne babalar istenmeyen davranışlara tepkilerinde zaman zaman farklı, tutarsız davranabilirler. Örneğin, bazen aynı davranış karşısında daha hoşgörülü, bazen ise daha sabırsız ve sert olabilirler.</p>
<h3>Çocuklarda Farklı Davranışların Sebepleri</h3>
<p>Farklı davranmanın birçok sebebi olabilir. Ebeveynin tavrını bazen davranışın nerede olduğu, o günkü ruh hali, çocuğun yaşı, kişiliği, kendilerine benzeyen/benzemeyen yönleri etkileyebilir. Örneğin, çocuk evde yemeğini döktüğünde kızılmıyordur ama misafirlikte dökerse kızılabilir.Anne keyifli olduğunda çocuğun evi dağıtmasını hoşgörebilir, sinirli olunduğunda ise kızılabilir.</p>
<p>Anne babanın ruh hali çocuğa karşı davranışı etkiliyebilmektedir. Anne baba arasındaki eğitim görüşlerindeki tutarlılık yani kullanılan yöntemlerde aynı dilin konuşulması önemlidir. Örneğin, bir davranış anne tarafından kabul edilemezken baba tarafından kabul ediliyorsa, çocuk kendi içinde çatışmalar yaşayabilir.Anne babanın çocuğa karşı tutarlı tepki ve davranışları, çocuğun olumlu davranışlar geliştirmesine yardımcı olacaktır.</p>
<h4>Örneğin,</h4>
<p>aile içindeki kurallar kendisine nedenleriyle aktarıldığı ve kuralları uygularken anne-baba tutarlı olduğu zaman çocuk da kurallara daha kolay uyacaktır. Aynı zamanda çocuğun iç denetim geliştirmesi de desteklenecektir.</p>
<h3>Ailenin Olumlu Model Olması</h3>
<p>Ailenin olumlu model olması önemlidir.Çocuklar çok iyi birer gözlemcidir ve hayatlarında tanıdıkları ilk kişiler aileleridir. Bir video kamera gibi tüm davranışlarını kayıt ederler. Ailelerin bunun farkında olmaları gerekir.Çocuktan yapması beklenen davranışları anne babanın kendi davranışlarıyla örnek olması işi kolaylaştıracaktır. Her evin düzeni ve düzen anlayışı kendine aittir. Ancak bu düzeni sağlayacak kural veya yasakların inandırıcı olması için annenin/babanın da onlara uyması gerekir. Örnek olmak çocuktan istenilen davranışların gerçekleşmesi için bir yoldur.</p>
<h4>İsteyin ama emretmeyin..</h4>
<p>Çocukların yaşamı emirlerle doludur. Düğmelerini ilikle, dişlerini fırçala, yemeğe gel vs. Ebeveynler çocuklarına sürekli olarak aynı şeyi söylemekten nasıl sıkılırlarsa çocuklar da aynı şeyleri duymaktan sıkılırlar. Tekrarlanan emirler iletişimi zayıflattığı gibi etkisini de yitirir.Talep etmenin ve sürekli bir isteği yinelemenin alternatifi sormak ya da rica etmektir. Örneğin; “Git ve oyuncaklarını topla” demek yerine “Gidip oyuncaklarını toplar mısın” denmelidir. “Yapar mısın” sözcükleri çocukların direnişlerini kırar ve onları olaya katılmaya davet eder.</p>
<h4>Uzun Açıklamalardan Kaçının:</h4>
<p>Ebeveynler olarak isteğinizi haklı çıkarmak için konumunuzu açıkladığınızda gücünüzü yitirirsiniz, çocuğun da kafası karışır. Halbuki çocuklara direnmenin bir sakıncası yoktur ve anne ve baba her zaman patrondur.</p>
<p>“Artık yatman gerekiyor, yarın zorlu bir gün olacak. Dişlerini fırçala” demek yerine sadece “Dişlerini fırçalayıp yatar mısın?” demek yeterlidir. Erken yatmanın daha iyi olduğunu vurgulamak istiyorsanız daha sonra, çocuğa sizinle işbirliği yaptığı için memnun olduğunuzu söyleyin. Çocuk yatağa girdikten sonra “Dişlerini ne güzel fırçalamışsın, yarına hazırlıklı olmak için şimdi bir güzel uyuyacaksın” diyebilirsiniz. Çocuklar iyi bir şey yaptıklarında küçük konuşmalara daha açık olurlar.</p>
<h4>Devamlı Öğüt Vermekten Kaçının:</h4>
<p>Birçok ebeveyn çocuklarının kendileri ile konuşmadıklarından yakınırlar. Bunun en önemli nedenlerinden biri, ebeveynlerin çok fazla öğüt ve ders vermeleridir. Davranışı güçlendirmek için iyilikler ya da kötülükler hakkında uzun söylevler verildiğinde çocuklar işbirliğinden uzaklaşırlar. Dokuz yaşından küçükler buna hazır değillerdir, dokuz yaşından büyükler ise bu vaazları dinlemezler. Çocuklara ya da gençlere kaç yaşlarında olurlarsa olsunlar, söylev vermenin tek zamanı, onlar böyle bir şeyi istedikleri zamandır. Çocuk sizden bilgi istemedikçe, söylev yada ders vermek daha fazla direnç yaratır.</p>
<h3>POzitif Ödüllendirme Yöntemi Kullanın</h3>
<p>Çocuğunuza doğru davranışlar öğretmek için en etkili yöntem pozitif ödüllendirmedir. Pozitif ödüllendirmeyi ödüllendirilen davranışın tekrarlanmasıdır. İki tür ödül vardır. Manevi ödül ve maddi ödül. Manevi ödül, takdir etme, öpmek, kucaklamak vb. Maddi ödüller ise çikolata, dondurma, oyuncak almak vb. ödüllerdir. Sisteme erken yaşta başlarsanız manevi ödüllerin çoğu zaman yeterli olduğunu maddi ödüllere ise bazen ihtiyaç duyulduğunu görürsünüz. Ödül sistemini belirlerken öncelikle aşağıdaki hangi tür davranışı değiştirmek istediğimize karar vermeliyiz.</p>
<ul>
<li>Kazandırmak istediğimiz davranışlar</li>
<li>Azaltmasını istediğimiz davranışlar</li>
<li>Onayladığımız ve devam etmesini istediğimiz davranışlar</li>
</ul>
<p>Eğer bir davranışı kazandırmak istiyorsanız öncelikle o davranışı nasıl yapacağını öğretmeniz gerekir. Örneğin, çocuğunuzun ders çalışma programının olmasını ve ödevlerini bu programa göre yapmasını istiyorsanız, öncelikle bu programın kendine ne tür kolaylıklar sağlayacağını anlatmalı ve programı birlikte yaparak nasıl uyacağı konusunda önerilerde bulunmalısınız. Çocuk programa uyduğu sürece hayatının kolaylaştığını görecek ve doğal olarak ödülünü alacaktır.</p>
<h4>Memnuniyetinizi İfade Etmek</h4>
<p>Fakat önerdiğiniz olumlu davranışı uygulamayı becerdiğini gördüğünüzü vurgulamak, memnuniyetinizi ifade etmek ve sevdiği istediği bir ödülle motive etmek bu davranışına devam etme olasılığını güçlendirecektir. Mesela ödevini zamanında yaptığında birlikte oyun oynamak, hafta sonu birlikte futbol maçı izlemeye gitmek gibi.</p>
<p>Eğer olumsuz bir davranışın azalmasını istiyorsanız yine ödüllendirme yöntemini kullanabilirsiniz. Örneğin odasını dağıtan bir çocuğun bu davranışını gözardı ederek ancak odasını topladığı zaman “Odanı topladığın için çok mutlu oldum” diyerek teşvik edebilirsiniz.</p>
<p>Bu yolla çocuğun yapmasını istemediğiniz davranışını görmezden gelir ancak bu davranışın olumlusunu yaptığı zaman ise takdir ederek çocuğun olumsuz davranışı bırakmasını, bunun yerine yaptığı olumlu davranışı tekrarlamasını pekiştirmiş olursunuz. Eğer çocuğunuz evde size yardımcı olduysa ona sarılıp öpebilir ya da “bu günlerde bana çok yardımcı oldun, hadi dondurma yemeye gidelim” diyebilirsiniz.</p>
<h4>Ödül Yöntemini Kullanırken Dikkatli Olmak Gerek:</h4>
<p>Sürekli ödül verdiğinizde çocuk ödüle bağımlı hale gelebilir ve ödül olmaksızın olumlu davranışı kazandırmak mümkün olmayabilir. Kazandırmak istediğiniz olumlu davranışı içselleştiremediği için ödülsüz ortamlarda zorlanablir. Ödül olmazsa yaptıkları işlerden zevk alamaz, başarı duygusunu tadamazlar. Övgü, not, özel ayrıcalıklar gibi ödüllerle çocukları motive etmek ve denetim altında tutmak onların içten gelen kendi motivasyonlarını zayıflatır ve etkinliklerden vazgeçmelerine neden olur.</p>
<h4>Çocuklar Yalnız Ödül Almak İçin Uğraşınca</h4>
<ul>
<li>Resmim güzel olmuş mu?</li>
<li>Ödevimi iyi yapmış mıyım?</li>
<li>ugün yaramazlık yaptım mı?</li>
<li>Odamı topladım gördün mü?</li>
<li>Tabağımdakilerin hepsini bitirdim. Daha çok tv izleyebilir miyim?</li>
</ul>
<p>Gibi soruları sıklıkla sorabilirler.</p>
<p>Övgü dış ödüldür ve çocuk üzerinde etkilidir. Sık övgü alan çocuklar anne babalarını mutlu edebilecek şeyler yapmayı, mutsuz edebilecek şeylerden kaçınmayı öğrenirler. Bazı anne babalar için bu çok istenen bir davranıştır; ama böyle çocuklar yeniliğe kapalı, kendi kendini yönetemeyen, yaratıcılığı gelişmemiş kişiler olmaya adaydırlar. Değişmekten çok uyumu öğrenirler. Yeni bir şey denemektense, kendilerine övgü getirecek kalıplara uyarlar.</p>
<h3>Övgü ve Takdir Farklıdır</h3>
<p>Çocukları takdir ettiğimizde yaptığı davranışın bizi olumlu etkilediğini, mutlu ettiğini ve hoşumuza gittiğini söylemiş oluruz. Anne babasının ya da öğretmeninin olumlu duygularını öğrenen çocuk bu şekilde davranmaya devam etmek ister. Daha fazla takdir görebilmek için diğer davranışlarını da değiştirmek için çaba sarfeder. Çocukları övdüğümüzde ise kişiliğine yönelik yorum yapmış oluruz, yaptığı davranışa yönelik değil. Bu gibi durumlarda çocuklar yapılan tüm yorumları kişiliklerine alırlar ve davranışı değiştirmek kolay iken kişiliği değiştirmek çok daha zordur.</p>
<p>Yani; sınavından çok iyi not almış çocuğa “aferin, sen sınıfın en akıllısısın” dediğimizde onu övmüş oluruz ve çocuk ya gerçekten sınıfın en akıllısı olduğuna kendisi de inanıp bu beklentileri karşılamak zorunda hisseder ve en ufak bir başarısızlık durumunda çok olumsuz etkilenir, ya da kendisi de sınıfın en akıllısı olduğuna inanmadığı için ebeveynine ve kendisine güveni azalır ve olumsuz davranışını değiştirmek için motive hissetmeyecek yahut da sürekli ebeveyn onayına ihtiyaç duyacaktır.</p>
<h4>Bu nedenle çocuğu takdir ederken;</h4>
<ul>
<li>Hangi davranışının olumlu olduğunu açıkça belirtmeli</li>
<li>Takdir çocuğun kişiliğine değil davranışı üzerine olmalı</li>
<li>Takdir ederken yetişkinler kendi duygularını belirtmeli</li>
<li>Takdirin sonunda “Hep böyle yap” mesajını vermemeli</li>
</ul>
<p>Örneğin evdeki sorumluluklarından biri akşam çöpleri dışarı çıkarmak olan bir genç ergen için annesi “ Her akşam çöpleri dışarı çıkararak evdeki sorumluluğunu hiç ihmal etmiyorsun.Bana çok yardımcı oluyorsun ve bunun için çok mutlu oluyorum.” Denilmesi,çocuğun bu sorumluluğunu hiçbir zaman atlamaması için gerekli olan takdir cümlesidir</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-olumlu-davranis/">Çocuklarda Olumlu Davranış</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile ve Çocuk Gelişimi</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/aile-ve-cocuk-gelisimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 07:56:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk psikoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[pedegog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=284</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ailenin Çocuk Gelişimine Etkisi Ailelerin çocukları üzerindeki ilk etkileri son derece önemlidir. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi, ... <a title="Aile ve Çocuk Gelişimi" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/aile-ve-cocuk-gelisimi/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/aile-ve-cocuk-gelisimi/">Aile ve Çocuk Gelişimi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Ailenin Çocuk Gelişimine Etkisi</h2>
<p>Ailelerin çocukları üzerindeki ilk etkileri son derece önemlidir. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirler. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Okul öncesi dönemde çocuk, sosyal birey olmayı öğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele gereksinim duyar.</p>
<p>Kişilik oluşumu için gerekli olan özdeşim(model alma), büyük olasılıkla aile içindeki yakın bir üye ile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim modeli anne-baba olmaktadır. Özdeşim kurulan aile bireyinin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde, olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır.</p>
<h3>Anne Babanın Çocuğa Karşı Tutumu</h3>
<p>Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı tutumlarını belirlemede, anne-baba tarafından çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerinin neler olduğunun bilinmesi çok önemlidir. Çocuğu yetişkinlerden ayıran bir çok özellik vardır. Çocuğun kanıtlanabilir en güçlü tarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür. Çocuk, emici zihin yetisine sahip olarak doğar. Kültür, töre, ülkü, duygu, davranış ve inançların emilip benimsenmesi, çocuğun doğumuyla altı yaşı arasındaki emici zihin döneminde gerçekleşir.</p>
<h3>Olumsuz Aile Tutumları</h3>
<h4>Aşırı sevgi ve gevşek eğitim</h4>
<p>Bu tutumu gösteren ailelerde sevgi, çocuğa şımartılacak derecede çok verilir ve disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuktan çok az şey beklenir. Bu tarz yetiştirilen çocuklar genellikle yetişkinlik yaşamlarında sorumluluk taşımayan, hep alıcı bireyler olarak karşımıza çıkar. Burada verilen sevgi, aşırı vericilik ve aşırı koruyuculuk biçimindedir.</p>
<p>Disiplin tarzları ise yalancı bir hoşgörü biçiminde görünürse de aslında ailenin güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin bir sonucudur. Çocuk ne kadar büyümüş olursa olsun, aile ona ilk yıllarda olduğu gibi daima vermeye ve korumaya eğilimlidir. Böyle çocukların ileride, doyumsuz ve bencil olma olasılığı fazladır. Eğer aile varlıklı ise çocuğu bir süre daha doyurulabilir; çocuk dayanaksız ve doyumsuz kaldığında ise alkol, kumar ve madde kullanımına başlama olasılığı artar.</p>
<h4>Aşırı sevgi ve sıkı eğitim</h4>
<p>Burada sevgi, aynı birinci tutumda olduğu gibi aşırı verici ve koruyucu bir davranışla sunulmaktadır. Ancak çocuğa bir bebek gibi bakıldığı halde, kendisinden beklenenler çoktur. Hiçbirşey esirgenmez; özel dersler aldırılır, çeşitli olanaklar sağlanır. Buna karşılık çocuktan ileri düzeyde başarı beklenir. Bu tutumla yetiştirilen çocukların nevrotik olma olasılıkları çok yüksektir. Bu beklenti, sevgi ile beraber sunulduğundan çoğunlukla çocuklar tarafından kolay benimsenir ve benliğe sindirilir. Bazen çocuk bu özellikleri çok sindirmiştir ve kendisini aşırı derecede kontrol eder; böylece acımasız bir üstbenliğe sahip erişkin olarak yetişir.</p>
<h4>Yetersiz sevgi ve aşırı disiplin</h4>
<p>Sıkı eğitim vardır ve disiplin genellikle aşırı cezalarla uygulanır; en küçük şeyde cezalandırma (dayak, şiddet) yoluna gidilir. Çocuk çoğunlukla aşağılanır ve horlanır. Böyle yetiştirilen çocuklarda saldırgan ve antisosyal davranışlara eğilim artar. Bu tür ailelerde büyüyen çocuklar, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek isterler ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorlanırlar.</p>
<h4>Gevşek eğitim ve yetersiz sevgi</h4>
<p>Bu durum yoksul ve kalabalık ailelerde gözlenir. Çocuğa düşen sevgi ve ilgi payı azdır. Çocuğun eğitimi de yetersizdir. Çocuk, kendi yolunu bulmaya çalışır. Böyle çocuklar pasif ve donukturlar. Bu tutumda da disiplinsizlik söz konusudur, ancak disiplinsizliğin buradaki nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin yetersiz oluşu aşırı iticiliğe neden olur. Çocuk yeterli sevgi ve bakım görmez. Hazır olmadığı çağlarda bağımsızlığa zorlanır; bir an önce kendi kendisine yetmesi ve kendisine bakması beklenir.</p>
<h3>Farklı Aile Tutumları</h3>
<h4>Aşırı Otoriter ve Reddedici Aile Tutumu</h4>
<p>Çocuğun bedensel ve ruhsal gereksinmelerini karşılamayacak kadar olumsuz duygular beslenilir. Çocuğa şefkat, sevgi, sıcaklık verilmez, her yaptığı eleştirilir.</p>
<p>Çocuğun iyi yönleri değil olumsuz yönleri ortaya çıkarılır. Otoriter ve reddedici aile tutumunda evde söz hakkı, özgürlük ve otorite anne babanındır.</p>
<h5>Aşırı Otoriter ve Reddedici Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri:</h5>
<p>Bu çocuklar kötü muameleye maruz kalmaktan korktukları için anne ve babaya karşı edilgen, uysal ve erdemli olmaktadır. Fakat içten içe anne babaya karşı düşmanlık duyguları geliştirirler.</p>
<ul>
<li>Kendisi dışındaki insanlarla yeterli iletişimi kuramadıkları için saldırganlığı kendisine yönlendirebilirler.</li>
<li>Yeniliklere açık değildirler, yeni şeyler üretmeleri zordur.</li>
<li>Sürekli kusurları aranan çocuk streslidir ve stresliyken hata yapma olasılığı artar.</li>
<li>Yardım duygusundan uzak, sinirli, inatçı, hırçın, uyumsuz olabilirler. Kurallara uymayan veya otoriteye boyun eğen, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen bir kişilik geliştirebilirler.</li>
</ul>
<h4>Aşırı Hoşgörülü Aile Tutumu:</h4>
<p>Çocuk merkezli bu tür ailelerde çocuğun yaptığı her şey hoş görülür ve çocuk aşırı özgür bırakılır.</p>
<p>Çocuğa neyi yapıp neyi yapmaması gerektiği anlatılmaz. Hiçbir zaman kesin kurallar belirtilmez. Çocuk kendisine zarar verebilecek davranışlarda bile etkili denetimden uzaktır, uyarılmaz.</p>
<h5>Aşırı Hoşgörülü Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :</h5>
<p>Aşırı hoşgörülü tutum ile yetiştirilen çocuklar bir süre sonra anne babasını denetim altına alır, onları tehdit ederler. Dedikleri olmayınca da tehditlerini uygularlar.</p>
<ul>
<li>Eleştiriye açık olmadıkları için kendilerini geliştiremezler.</li>
<li>Kuralsızlığa alışan çocuklar, okuldaki kurallarla karşılaşınca okula ve arkadaş çevresine uyum sağlamakta zorluk çekebilirler.</li>
<li>Bencil, sorumsuz, kırılgan, her dediğinin anında olmasını isteyen, sabırsız, şımarık, antisosyal olabilirler. Sosyal ortama girdiklerinde ve her dediklerinin olmadığını gördüklerinde hayal kırıklığına uğrar, kendi kabuklarına çekilebilir ya da agresif olabilirler.</li>
<li>Her isteklerini yaptırmayı alışkanlık haline getirir ve zamanla kural tanımazlar.</li>
</ul>
<h4>Aşırı Koruyucu Aile Tutumu</h4>
<p>Çocukların üzerine titrenir. Ağlamasın, üşümesin, terlemesin, hasta olmasın, yorulup incinmesin diye büyük bir çaba gösterilir. Her şey çocuk adına yapılır. Anne babaların çocuklar için geliştirdikleri aşırı kaygı, çocuklarını aşırı korumaya yönlendirir.</p>
<ul>
<li>Çocuğa evde seçim hakkı verilmez.</li>
<li>Aşırı Koruyucu Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :</li>
<li>Kararlar, çocuk adına aile tarafından alındığı için, karar alma ve seçenekleri değerlendirme becerileri gelişemez. Karşılaştığı sorunlarla başa çıkamayacağına inanır ve sürekli hata yapma eğilimi içindedir.</li>
</ul>
<p>Bu çocuklar belli dönemlerde yerine getirmesi ve kazanması gereken davranışlar ve görevleri yapamadıkları için, aşırı bağımlı, ürkek ve çekingen olabilir, beceriksiz ve sakar görünebilirler. Kendilerini topluma kabul ettirmek için zaman zaman isyankar davranışlar sergileyebilirler.</p>
<h4>Tutarsız Aile Tutumu</h4>
<p>Bu ailelerde çocuğun yaptığı bir davranış bazen çok sert bir tepki alabilirken, bazen de çok olumlu karşılanabilmektedir. Tutarsız anne babanın iki çocuğuna karşı farklı tutumu ya da anne babanın kendi eğitim tarzlarındaki farklı tutumları çocukları olumsuz yönde etkileyebilir.</p>
<h5>Tutarsız Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri</h5>
<p>Bir davranışın kimi zaman ödüllendirilmesi kimi zaman da cezalandırılması çocukta cezanın anlamı ve suçun niteliği hakkında kuşkular uyanmasına neden olur. Ne zaman, nerede, ne yapacağını bilemezler.</p>
<ul>
<li>Kendi görüş ve düşüncelerini aktaramazlar.</li>
<li>Çocuk kendini kanıtlamak ve dikkatleri üzerine çekmek için, ürkek, yumuşak huylu, söz dinleyen ya da kendi benliğini ve bağımsızlığını göstermek için kavgacı, sinirli bir çocuk olabilir. Zamanla çevrelerindeki insanlara güvenmeyen, her şeyden şüphelenen, kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilirler.</li>
</ul>
<h4>Mükemmeliyetçi Aile Tutumu</h4>
<p>Mükemmeliyetçi tutumda anne baba her şeyin en iyisini çocuğundan bekler. Kendi gerçekleştiremediği yaşantıları çocuğunun gerçekleştirmesini ister ve çocuk olduğu gibi kabul edilmez.</p>
<ul>
<li>Çocuktan aşırı titizlik ve temizlik beklenir.</li>
<li>Mükemmeliyetçi ailelerde kurallar ve kalıplar belirlenir ve çocuğun bunlara mutlaka uyması beklenir.</li>
<li>Mükemmeliyetçi Anne Baba Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :</li>
<li>Mükemmeliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocukların fikirleri genelde çok katıdır. Bir şey veya kimse ya çok olumlu ya da çok olumsuzdur.</li>
<li>Her işte en iyi ve en üstün olmak ister. Fakat istediği seviyeyi yakalamayınca hayal kırıklığına uğrar ve çalışmayı tamamıyla bırakabilir. Aşağılık duygusu gelişir.</li>
</ul>
<h4>Kabul Edici, Güven Verici ve Demokratik Aile Tutumu</h4>
<p>Sevgi, saygı, huzur, güven ve şeffaflık olan ailede çocuk tüm yönleriyle kabul edilir. Anne baba davranışları ile çocuğa uygun birer model, çok iyi rehberdir. Çocuğa yol gösterir ama alacağı kararlar konusunda serbest bırakır.</p>
<ul>
<li>Kabul Edici, Güven Verici ve Demokratik Anne Baba Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri:</li>
<li>Demokratik ve güven verici bir ortamda yetişen çocuk, kendine ve çevresine saygılı, sınırları bilen, yaratıcı, aktif, fikirlere saygı duyan, fikirlerini rahatlıkla söyleyebilen, kişilik ve davranışları açısından dengeli, sorumluluk duyguları gelişmiş, hoşgörülü, işbirliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal ve sosyal açıdan dengeli ve mutlu bir birey olarak yetişir.</li>
<li>Anne babanın tutarlı ve kararlı tutumu çocuğun kendisine ve çevresindekilere güven duygusunu geliştirir.</li>
<li>Kendi haklarını savunurken başkalarının haklarına da saygı duyar.</li>
</ul>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/aile-ve-cocuk-gelisimi/">Aile ve Çocuk Gelişimi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Takıntı</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-takinti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 07:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bireysel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk psikoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[okb]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=280</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Takıntı Problemi Takıntılar, mantıksız olduğunu bildiği halde, insanın bir türlü kafasından atamadığı rahatsızlık edici fikirler ,hayaller ve dürtülerdir. Takıntılar ... <a title="Çocuklarda Takıntı" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-takinti/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-takinti/">Çocuklarda Takıntı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Çocuklarda Takıntı Problemi</h2>
<p>Takıntılar, mantıksız olduğunu bildiği halde, insanın bir türlü kafasından atamadığı rahatsızlık edici fikirler ,hayaller ve dürtülerdir. Takıntılar beynin davetsiz misafiridir. Kimine kirlendiği hissi gelir,devamlı temizlik ihtiyacı duyar, kimi şüphelerine teslim olur,kiminin aklına birine zarar verebileceği endişesi saplanır.</p>
<ul>
<li>Günde kaç kere el yıkarsınız, gününüzün kaç saati el yıkama ile geçer?</li>
<li>Ütüyü prizden çekmişmiydim diye her evden çıkışınızda eve döner kontrol eder misiniz?</li>
</ul>
<p>Takıntıya cevap olarak gerçekleşen,kişinin kendisini yapmaktan alıkoyamadığı,katı biçimde uygulanan davranışlara da kompülsiyon denir. İnsanların pek çoğunda irili ufaklı takıntılar mevcuttur ancak takıntıların hastalık haline gelmesi için rahatsız edici boyutta olması gerekir.Bu takıntılar kişiye acı verirse, günlük hayatını yaşayamayacak şekilde etki ederse,insan ilişkilerine zarar verirse,takıntı hastalığı, bilim dilinde obsesif kompulsif bozukluk var demektir.</p>
<h3>En Sık Görülen Takıntılar</h3>
<h4>Bulaşma takıntısı</h4>
<p>En sık görülen takıntı türlerinden biri olan bulaşma takıntısını yıkama ve yıkanma kompülsiyonu izler. Bulaşma takıntısında dışkı, idrar,mikrop,toz,sperm gibi nesnelerden kaçınılır. Kişi mikrop kapmaktan korktuğu için evinden çıkamayacak duruma gelebilir ve yıkanmaktan cildi yara olabilir.</p>
<p>Bu kişilerde bulaşma,utanç, iğrenme, tiksinme duyguları da sıkça görülür.</p>
<h4>Şüphe takıntıları</h4>
<p>Bu kişiler bazı şeyleri yapıp yapmadıklarından daima şüphe ederek devamlı yaptıklarını kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Bu obsesyon tipinde kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca eve geri dönülebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkılabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına aynı yazı yüzlerce kez kontrol edilebilir.</p>
<h4>Bedenle ilgili takıntılar</h4>
<p>Bu tip takıntıya sahip kişilerin çoğu ölümcül hastalığa yakalanma endişesinden kurtulamazlar.Özellikle devamlı kanser olduklarına dair ciddi şüpheleri vardır. Sağlıklı olduklarına asla ikna olmazlar.Bazıları da vücutlarındaki hayali bir kusurla uğraşıp durabilirler. Örneğin burnunu beğenmeyen ve olduğundan daha büyük olduğunu düşünen bir bayan, her aynada, camda, hatta yüzünün yansıdığı su birikintiisnde bile kendini süzer ve burnunun kusurunu aklından çıkaramaz.</p>
<h3>Düzen ve simetri takıntıları</h3>
<p>Simetri takıntılılar, yaşadıkları ortamlarda her şeyi belli ölçülerde düzenleme gereği duyarlar. Benimsedikleri düzende yapılan değişimleri çabucak fark edip eski haline getirirler.Bu takıntıya sahip olan kişiler devamlı simetri ararlar.Onlara her şey eğri duruyormuş gibi gelir. Sürekli masa üstünü, dolapları düzenlemek isterler. Dolaptan bir gömlek alıp giymesi bir saati bulan, çünkü gömleği oradan alırken düzeni bozmak istemeyen hastaların sayısı çok fazladır. Bu kişilerin çoğu bir şeyleri düzenlemeye çalışırken saatlerce uğraşmak zorunda kalırlar ve bir türlü istedikleri biçimi veya düzeni oluşturamazlar.Düzen takıntılılar devamlı düzensizlikten yakınabilirler.</p>
<h4>Saldırganlık Takıntıları</h4>
<p>Bu kişiler iradelerini kaybedip çevredeki kişilere veya kendilerine zarar vermekten korkarlar.Kişi asla saldırgan duygular taşımadığı halde, birini arabasıyla ezeceği, yemek yerken sofradaki bir aile üyesini bıçak saplayıp öldüreceği ya da yeğenini camdan atacağı gibi düşüncelerle meşguldur. Asla yapmayacağı halde bu düşünceleri aklından atamaz.</p>
<h4>Cinsel Takıntılar</h4>
<p>Cinsel arzu duymadıkları halde o kişiyle akıllarına cinsellik düşüncesi gelen kişiler cinsel takıntılıdırlar. Anne, baba, kardeş, hatta kendi çocuklarıyla ilgili cinsel görüntüler gelir akıllarına ve bu da çok büyük utanç duygusunu beraberinde getirir.</p>
<h4>Dini Takıntılar</h4>
<p>Bu takıntıya sahip kişiler, aslında inançlı ve dindar oldukları halde akıllarına dinle ilgili aykırı düşünceler gelir. Allah var mı yok mu gibi sorular, etmedikleri halde kutsal şeylere küfür etmek akıllarına gelir ve bundan çok rahatsız olurlar.Günah olan şeyleri yapma isteği de bu takıntının bir başka şeklidir.</p>
<h4>Metafizik Takıntılar</h4>
<p>Takıntılı kişiler, felsefenin çözemediği sorularla sürekli uğraşır bu yüzden acı çekerler.Ölüm ne demek, ölümden sonra nereye gideceğiz, ahret var mıdır,ruh nerededir,yıldızların ötesinde neler var,evreni ne sonlandıracak şeklindeki sorular ,bu kişilerin aklını devamlı meşgul eder.</p>
<p><strong>Sık karşılaşılan kompülsiyonlar ise:</strong></p>
<ul>
<li>Kontrol Etme</li>
<li>Yıkama</li>
<li>Sayma</li>
<li>Sorma-anlatma</li>
<li>Dua etme</li>
<li>Simetri ve düzen</li>
<li>Biriktirme</li>
</ul>
<p>Günümüzde her 10.000 kişiden 300 ünün takıntı hastalığı olduğu bilinmektedir.Türkiye’de yaklaşık 2 milyon insan bu rahatsızlıktan muzdariptir.</p>
<h3>Takıntı Hastalığı</h3>
<p>Takıntı hastalığı genellikle 20-35 yaş aralığında başlar.Obsesiflerin sadece %15 nde rahatsızlıklar 35 inden sonra ortaya çıkablir.Bununla birlikte çocuklarda başlayan takıntı hastalıklarına da rastlanır.Kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür.Çocuk yaşlarda başlayan obsesif kompulsif bozukluğun erkelerde daha yaygın olduğu görülmüştür.</p>
<h3>Takıntı Hastalığının Sebepleri Nelerdir?</h3>
<h4>a.Biyolojik Sebepler</h4>
<p>Takıntı hastalığının, vücudumuzda yaşadığımız kalp,karaciğer,bağırsak rahatsızlıkları gibi rahatsızlıklardan farkı yoktur.Bu hastalık ,beyin hücrelerinde ortaya çıkan bir çeşit çalışma bozukluğundan kaynaklanabilir.Kimyasal bozukluk olarak nitelendirebileceğimiz bu rahatsızlık,beyinde serotoninin yeterince etki göstermemesiyle bağlantılıdır.</p>
<h4>b.Psikolojik Sebepler</h4>
<p>Her insanın içinde,insanoğlunun doğası gereği hoşuna gitmeyen,kabul etmek istemediği birtakım duygu ve dürtüler vardır.İçimizden gelen bu istenmeyen duygu ve dürtülerle mücadele ederiz.Benliğimizdeki çatışmalar ve hayatın getirdiği stresle mücadele ederken farkında olmadan oluşturduğumuz ruhsal düzeneklere de savunma mekanizması adı verilir.</p>
<p>Savunma mekanizmaları gerek kişinin ortama adaptasyonunda ve gerekse gelişiminde çok önemli bir rol oynar.Ancak savunma mekanizmalarının abartılı şekilde kullanılması benliğin işlevini engeller ve patolojik boyuta geçebilir.Takıntılı olmaya aday kişiler,kirlilik,zıtlaşma,saldırganlık,inatçılık gibi duygu ve dürtüleriyle baş edebilmek için karşıt tepki kurma, bastırma, yalıtma ,yapma-bozma gibi savunma mekanizmalarını kullanırlar.</p>
<p>Bu savunma mekanizmaları düşünme biçimlerine iyice yerleştiğinde ve abartılı biçimde kullanıldığında takıntılı kişilik yapısı ortaya çıkar.Örneğin kontrol takıntısına sahip kişi ,arabasının kapısını kilitleyip kilitlemediğinden şüphe eder ve sürekli kontrol etme ihtiyacı duyar. Bu takıntı tipinde yapma-bozma dediğimiz bir savunma mekanizması çok kullanılır. Yani örneğimizdeki kişi arabasının başına gider, uzaktan kumandaya basar, kapıyı tekrar açar ve kapatır.</p>
<p>Hastalıgın nedeni ağırlıklı olarak biyolojik olmakla birlikte herkeste ne tür takıntıların ortaya çıkacağını belirleyen, her bireyin kişilik özellikleridir.Hasta olmadan önce de titiz olan bir kişide büyük olasılıkla temizlik ve aşırı el yıkama seklinde ortaya çıkan hastalık, günlük hayatında güvensiz ve evhamlı olan bir başkasında şüphecilik ve kontrol etme şeklinde görülebilir. Mükemmeliyetçi bir kişide de simetri obsesyonu ortaya çıkabilir.</p>
<h3>Takıntılarla İlişkili Diğer Rahatsızlıklar</h3>
<ol>
<li>Tik Bozuklukları</li>
<li>Vücut Dismorfik Bozukluğu</li>
<li>Hipokondriyazis (Hastalık Hastalığı)</li>
<li>Trikotilomani (Kıl Koparma Hastalığı)</li>
<li>.Anoreksiya Nervoza (Zayıflama Hastalığı)</li>
<li>Kleptomani (Çalma Hastalığı)</li>
<li>.Kumar Bağımlılığı</li>
<li>Onyomani (Alışveriş Hastalığı)</li>
<li>Seks Bağımlılığı</li>
</ol>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-takinti/">Çocuklarda Takıntı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Alt Islatma Problemi</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-alt-islatma-problemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 07:43:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[altını ıslatma]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuğa tuvalet eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk psikoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[pedaog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Tuvalet Eğitimi Çocuklar genellikle 18-24 aylarda tuvalet eğitimlerini kazanırlar. Bu süreç 3 yaşın sonuna kadar devam edebilir.Her çocuğun kişilik ... <a title="Çocuklarda Alt Islatma Problemi" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-alt-islatma-problemi/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-alt-islatma-problemi/">Çocuklarda Alt Islatma Problemi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Çocuklarda Tuvalet Eğitimi</h2>
<p>Çocuklar genellikle 18-24 aylarda tuvalet eğitimlerini kazanırlar. Bu süreç 3 yaşın sonuna kadar devam edebilir.Her çocuğun kişilik özellikleri,fiizksel gelişimi,psikolojik durumu ve anne-babanın veya tuvalet eğitimini veren kişinin tutum ve davranışları tuvalet eğitiminin kazanılmasında büyük rol oynar.Tuvalet eğitiminin verilmesinde en önemli konu uygun zaman ve koşulların seçilmesidir.</p>
<p><strong>Çocuğa tuvalet eğitimi</strong> vermeden önce çocuğun psikolojik, fizyolojik ve zihinsel olarak hazır olup olmadığına önem verilmelidir.Tuvalet eğitimi genellikle ilkbahar ve yaz aylarında verilirse ,çocuğun motivasyonu ve ebeveynlerin rahatı açıısndan çok daha iyi olur. Ayrıca yazın havaların sıcak olması nedeniyle vücudumuzdaki suyun büyük bir kısmı terle atıldığı için, idrar torbası çocuğu zorlayacak kadar dolmaz.</p>
<h3>Alt Islatma Problemi Nedir?</h3>
<p>Çocuk tuvalet eğitimini kazandıktan sonra , en az 6 aylık bir dönem kuru kalıp, daha sonra istemsiz ve yineleyici olarak tekrar altını ıslatmaya başlamışsa bu durum alt ıslatma problemi <strong>enürezis nokturna </strong>olarak karşımıza çıkar.Gece altını ıslatma, gece uyku sırasında farkında olmadan idrar yapma olarak tanımlanabilir.Eğer alt ıslatma problemi haftada 2 defadan fazla yaşanıyorsa,bu durum enürezis olarak kabul edilebilir.</p>
<p><strong>Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır.</strong></p>
<h4>Primer Enürezis</h4>
<p>Vakaların %80-85’ini oluşturur. Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir.Bu çocuklarda mesane kontrolü hiçbir zaman kazanılmamıştır. Enürezis hiç kesilmeden bebeklikten itibaren devam eder. Primer enürezis, sinir-kas kontrolünün gelişmesindeki gecikmeden kaynaklanabileceği gibi anne babanın düzensiz ya da yetersiz tuvalet eğitiminin bir sonucu olarak da ortaya çıkar. Birincil enürezis zamanla kaybolur ve yavaş gelişen bu çocuklar, tuvalet kontrolünde arkadaşlarının düzeyine ulaşırlar. Ayrıca primer enürezis olan çocukların %3&#8217;ünde ,şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar da saptanmaktadır.</p>
<h4>Sekonder Enürezis</h4>
<p>Çocuğun en az 6 ay ile 1 yıl arasında kuru kaldıktan sonra tekrar idrar kaçırmaya başlanması durumudur. Alt ıslatma problemi yaşayan çocukların %30 u bu gruba girer. En sık 5-8 yaşları arasında görülür. Bu tür alt ıslatma olayında tuvalet kontrolü oluştuktan sonra bir gerileme söz konusudur. Bu tip alt ıslatma problemine sebep olarak zorlu yaşam olayları gösterilebilir.</p>
<h3>Sekonder Enürezis Sebepleri Nedir?</h3>
<p>Sekonder enürezis sebepleri şöyle sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Yeni bir kardeşin doğumu</li>
<li>Yeni bir eve taşınma</li>
<li>Kreşe veya okula başlama (sosyal kaygı artar)</li>
<li>Anne-baba geçimsiliği ve ayrılığı</li>
<li>Çocuğun ihmal edilmesi veya suistimal edilmesi durumu</li>
<li>Kalıtsal nedenler :Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır.</li>
</ul>
<p>Enürezis, hem sık rastlanması, hem de çocuk ve ebeveynler için zor bir durum olması açısından tüm davranış bozuklukları içinde büyük önem taşır. Çoğunlukla tik, kekemelik, tırnak yeme gibi belirtilerle birlikte de görülebilir.</p>
<h3>Çocuklarda Alt Islatma Tedavisi ve Yaklaşımı</h3>
<p>Çocuğa öncelikle ayrıntılı bir muayene ve organik nedenleri araştıracak tetkikler yapılmalıdır. Daha sonra çocuğun psikolojik durumu ele alınmalı, ruhsal nedenler araştırılmalıdır. Aileye ve yaşına göre çocuğa sorunun nedeni açıklanmalı ve psikiyatrist/psikologla işbirliği yapmaları sağlanmalıdır. Aileye bunun bir hastalık olduğu çocuğun bilinçli olarak yapmadığı bu nedenle çocuğu suçlamamaları gerektiği anlatılmalıdır.</p>
<p>Çocuğun alt ıslatma problemi için organik bir neden bulunamamışsa ,çocuk konusunda uzman bir psikoloğa götürülmeli, gerekirse aileye danışmanlığı ve aile terapisi, davranış tedavisi, psikoterapi uygulanmalıdır.</p>
<p>Ailenin katılımı ile uygulanabilecek temel tedavi yaklaşımları şunlardır:</p>
<ul>
<li>Gece kalkıp tuvalete gitme bir hedef olarak kesinleştirilmeli</li>
<li>Çocuğun tuvalete ulaşması kolaylaştırılmalı</li>
<li>Çocuğun kuru kalma sorumluluğunu üstüne almasına yardım edilmeli</li>
<li>Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı alımından kaçınılmalı</li>
<li>Kafein içeren içecekler kesinlikle verilmemeli</li>
<li>Çocuk yatağa girmeden hemen önce mutlaka tuvalete gidilmeli</li>
<li>Gece kuru kalması için kesinlikle bez bağlanmamalı (gece kalkma motivasyonunu olumsuz etkilemektedir)</li>
<li>Çocukların hangi günler kuru kaldıkları bir kart üzerine işlenmeli (Yağmurlugünler/güneşli günler takvimi) ve güneşli günlerin fazla olması durumuna çocuk ödüllendirilmeli</li>
<li>Çocukların özgüvenleri desteklenmeli</li>
</ul>
<h3>Altını Islatan Çocuğa Ailenin Yaklaşımı Nasıl Olmalı?</h3>
<p>En önemli konu, ailenin çocuğun bu durumuna anlayışla yaklaşmasıdır. Bu problem,zaten çocuğun özgüvenini ve sosyal ilişkilerini etkilemektedir.Utanma, hırçınlık,tırnak yeme,tikler ,öfke patlamaları,alt ısletme problemi ile birlikte görülebilecek sıkıntılardır.Bazı anne-babaların çocuklarının bilinçli olarak altlarını ıslattıklarını düşündükleri görülmekte ve bu nedenle çocuklarını yargılayan, suçlayan, hatta cezalandıran ailelerle karşılaşılmaktadır.</p>
<p>Çocukların büyük bir çoğunluğu, bilinçli olarak altlarını ıslatmayacakları gibi bilinçli olarak ıslatsalar bile, rahatsız oldukları durum sebebiyle çevrelerine bir mesaj vermek için bu davranışı yaptıkları bilinmektedir. Her iki durumda da ailelerin, cezadan ve suçlayıcı tavırlardan uzak durmaları ,aksine çocuğa sevgi ve anlayışla yaklaşmaları sorunu çok daha hızlı bir şekilde çözecektir.</p>
<p>Çocuklarda alt ıslatma sorunu muhtemel bir kaygı bozukluğuna işaret edebileceği için, bir psikologdan destek alınması sağlıklıd</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-alt-islatma-problemi/">Çocuklarda Alt Islatma Problemi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Korku Problemi</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-korku-problemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 07:14:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk psikoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[korkular]]></category>
		<category><![CDATA[pedegog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=272</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korku Nedir? Korku bizi , kendimizi korumaya hazırlayarak ve tehlikeye karşı uyararak hayatımızın devamını sağlar. Adrenalin salgılanması , vücudumuzun kaçmaya ... <a title="Çocuklarda Korku Problemi" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-korku-problemi/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-korku-problemi/">Çocuklarda Korku Problemi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Korku Nedir?</h2>
<p>Korku bizi , kendimizi korumaya hazırlayarak ve tehlikeye karşı uyararak hayatımızın devamını sağlar. Adrenalin salgılanması , vücudumuzun kaçmaya ve dönüşmeye hazır olmasını sağlar. Fiziksel ve psikolojik değişiklik tehlikeden kaçmada karşılaşmada yararlıdır.</p>
<p>Rüyalarımız sıkça korkularımızı yansıtır. Çocuklar rüyalarını anlatırsa , anne babalar çocukların neden korktuklarını anlarlar. Çocuklar olgunlaşırken korkuları daha belirgin ve şiddetli hakle gelir. Eğer çevreleri güvenli ise ve mantıksız korkular desteklenmemişse korkularını geliştirmezler. Şiddetli korkular doğal olarak yok olmazlar. Cezalandırma ve aldırış etmeme de bu korkularda etkili değildir. Belirli korkular endişeyi serbestçe ortaya çıkarmaya , seziyi , güvensizliği , korkuyu hissetmeye yol açar.</p>
<h3>Yaş guruplarına göre korku türleri Nelerdir?</h3>
<p>0-1,5 yaş arası dönemde ses , korku yaratan uyarıcılar arasında birinci sırada gelir. 6.ayda ya da daha ileriki aylarda bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır. Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir. 7. ve 8. aylarda yabancılara karşı hissettikleri korku duyguları 1. Yaşın sonuna doğru yoğunluk ve sıklık gösterir. Yine bu yaş döneminde en sık rastlanan bir diğer korku türü ise gürültülü uyarana bağlı irkilmedir.</p>
<ul>
<li>1,5 -3 yaş arası dönemdeki korkulara bakacak olursak çocukların korkularında korkulan objeye bağlı bir artma görülür. Bu dönemdeki korkular arasında hayvan (örneğin köpek ) gök gürültüsü , ani ses , yalnız yatma , tuvalette sifonun çekilmesi , elektrik süpürgesi vs. sayılabilir.</li>
<li>3-4 yaşlarında bu korkulara karanlık , dilenci , hırsız , öcü korkuları eklenir. Tuvalet alışkanlığı kazandığı dönemde bedeninden bir şeylerin koptuğunu görerek korkması da yine bu dönemdedir. Karanlık korkusu bebeklikten itibaren en sık rastlanan korkuların başında gelir. Anne – babanın en sık pekiştirdiği korku türüdür.</li>
<li>Bu korku türünde de model alınması olağandır. Çocuk anne – baba ya da yakınlarından birinin karanlık korkusu yaşadığını bilirse , bu korkuya maruz kaldığında ister istemez karanlığın ürkütücü olduğu düşüncesine kapılabilmektedir. Şayet bu korku anne – baba tarafından pekiştirilmezse ve uygun bir şekilde yaklaşılırsa kendiliğinden kaybolmaktadır. Bu bağlamda çocuklara güven vermek , onlara yalnız olmadıklarını mesajını vermek önem taşımaktadır.</li>
<li>4 yaşında doruğa ulaşan korkularda bu yaştan itibaren yavaş yavaş azalma görülmesi beklenir. 5 yaş fazla korkulu bir yaş değil daha çok somut korkular görülmektedir. Çocuklar bu dönemde daha ziyade düşüp yaralanmaktan , köpekten , bir yerinin kanamasından korkarlar.</li>
<li>0-6 yaş arasında anne – babadan ayrılma korkularına çok sık rastlanmaktadır. Annenin çocuğunun yaramazlık yapmasına engel olmak için ‘seni bırakırım , dilenciye veririm’ tarzındaki yaklaşımı farkında olmayarak çocukta korku tepkisi oluşturabilir.</li>
<li>6 yaşlarında korkularda yeni bir artma gözlenir. Özellikle sesle ilgili korkular , hayalet , hortlak , cadı , şimşek , yalnız uyuyamama ve benzeri korkular üst düzeydedir. Hatta bazen ‘ yatağın altında biri var’ diyerek tek başlarına kendi odalarında yatmak istemezler. Ayrıca izledikleri filmlerin etkisinde kalarak da korku geliştirebilirler. Bu nedenle çocuklara korku içeren sahneler seyrettirilmemeli veya filmi izleme esnasında ortamdaki sessizliği bozup onunla film üzerinde konuşulmalıdır.</li>
<li>2-6 yaş arasındaki okul öncesi çocuklar , en çok korku yaşayan çocuklardır. Bunun nedeni korkuların gelişiminin toplumsal gelişim ve kişilik gelişimi kadar bilişsel gelişimle de ilgili olmasıdır.</li>
<li>7 yaş : Bu yaşta pek çok korkular vardır. Karanlık , bodrum , tavan arası korkusu , gölgeleri hayalet cadı gibi algılama söz konusudur. Okuduklarından , televizyonda gördüklerinden fazlasıyla etkilenme , endişelenme yaşıdır.</li>
<li>8-9 yaş : Bu yaşlarda endişelenme ve korkular daha azdır. Sudan ve karanlıktan daha az korkarlar. ( Bu nedenle evde mutsuz olunca valinizi toplayıp gitmeyi düşünebilirler) Daha gerçekçi korkular , bir şet yapamamak , okulda başarısızlık gibi , kişisel endişeler söz konusudur.</li>
<li>10 yaş Pek çok korkular vardır , genelde 1-2 yıl sonrasına göre daha az korkulu bir yaştır. Hayvanlardan özellikle yılanlardan korkarlar. Bu yaşta yükseklik , yangın , kötü adam korkusu da söz konusudur.</li>
</ul>
<h3>Çocuklarda Doğa Üstü Korkular</h3>
<p>Doğa üstü korkular ( hayalet , drakula , cin , peri ) 5-10 yaş arasındaki çocukların % 20 ‘sini ilgilendirir. Fiziksel tehlikelere ait korkular 10 yaşından daha yukarıdaki çocuklar içindir. Okullarda çocukların %20 ‘ si sınav korkusu nedeniyle yeterli başarıyı elde edememektedir.</p>
<h4>Şiddetli ve sürekli korkular ciddiye alınmalıdır.</h4>
<p>Şu konularda profesyonel yordum alınmalıdır : her hangi bir kategoride , objelerin tümünden korkmak , yetersizlik duygusu , ve şiddetli korku. Dikkat çekici bir şekilde televizyon ve sinemada şiddet içeren filmleri seyreden çocuklar ve ergenler diğer çocuklara göre daha çok korkarlar.</p>
<h3>Korkunun Nedenleri</h3>
<ul>
<li>Bedensel bozukluklar ve bazı hastalıklar sonucu gelişebilir. Kaza sonucu oluşan beden kurları ve uzun süre devam eden hastalıklar. Hastalık tedavisinde uygulanan yöntemler.</li>
<li>Çocukları korkutmalar. Korkunun baş nedenidir. Hayvanlar , eşyalar ve durumlar hakkında korkutucu şekilde bilgi vermek.</li>
<li>Çocuklara korku verici yaşantılar verme. Çocuklar bir çok şeyden korunmasını bilmezler. Nasıl koruncaklarını hesap edemezler. Deniz, ırmak , hayvan , ateş , yüksek balkon vs.</li>
<li>Çocukların kötü örnek görmeleri. Özellikle çevresinden taklit yoluyla.</li>
<li>Korkuyu eğitimde bir araç olarak kullanmak. Çocukları eğiten kimseler birçok hallerde çocukları korkutarak istedikleri gibi hareket etmeye zorlama ( bir bakıma çocuğu tehdit etme). Çocuk uslu durmadığı zaman doktora götürürüm iğne yaptırırım gibi.</li>
<li>Çocuğun ve gencin geçirmiş olduğu şoklar. Çocuk bazen eşya , durum ve hayvanlarla ilişki kurduğu sırada ömür boyu unutamayacağı şiddette bir olayla yüz yüze gelerek şok olabilmektedir. Deniz kazası geçirmiş ve hayatını zor kurtarmış olan bir çocuğun denize karşı korku geliştirmesi gibi.</li>
<li>Kişileri kontrol etmek. Bazı zamanlarda korkulu olma dikkatli olmanın ya da güçlü olmanın bir yolu olabilir. Bu olgu çocuğun , korkulara sahip olmasını direkt olarak pekiştirir , korkutulma daha memnun edici hale gelir ve bu duyguları da gittikçe şiddetlenebilir. Problem korkunun hem acı verici hem de ödüllendirici bir hale dönüşmesidir. Korku , çocuğun anne ve babayı etkileme ve kontrol etmenin asıl ve tek yoludur. Okul fobisi gibi.</li>
<li>Eleştirilme ve azarlanma. Aşırı eleştiri çocukta korkuların oluşmasına neden olur. Kirli olduğu için azarlanma çocukta ; kirlilik korkusunun oluşması gibi.</li>
<li>Titizlik ve aşırı istek. Aşırı titiz bir ortam genelde çocukta korku oluşturabilir ya da bu ; özellikle otorite korkusu olabilir. Bu çocuklar otoriteyi temsil eden polis ve öğretmen tarafından aşırı korkutulabilir. Mükemmeliyetçi anne ve babalar sıklıkla korkak çocuklara sahiptir.</li>
<li>Şiddetli ve uzun süreli aile çatışmaları.</li>
</ul>
<h3>Çocuk korktuğunda neler yapmalıyız ?</h3>
<ul>
<li>Korkusuna saygı gösterin , onu dinleyin ve anlayışla karşılayın.</li>
<li>Çoğu korkunun geçici olduğunu hatırlayın.</li>
<li>Tekrar ona yardımcı olmaya çalışmadan önce korktuğu durumdan uygun bir süre geri çekilmesine fırsat verin.</li>
<li>Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla yaklaşmasını sağlayın. (yüksekten korkuyorsa az yüksek yerlere çıkarmakla ).</li>
<li>Bazen çocuklar daha önce korktukları şeylerin üzerine giderler. ( Daha önce yangından korkuyorsa , birden ateşle oynama isteği duyabilir. Bu gibi durumlarda sizin denetiminizde soba yakmasına , kibrit ve mumlar yakmasına izin verilebilir )</li>
<li>Çocuğunuzun korktuğu şeyleri bulmaya çalışınız. ( Karanlıktan mı? Garip seslerden mi ? ). Bu gibi durum ve nesnelerden uzak tutun.</li>
<li>Çocuğunuzun korkusunun belirli yaş dönemlerinde çocuklarda görülen korkulardan olup olmadığını öğrenin. Yaş düzeyinde bir korku ise üstünde durmayabilirsiniz. Aşırı ise zamanla geçmiyorsa bir uzmanla görüşmenizde yarar vardır.</li>
<li>Korkularından başkalarının yanında söz edip onu küçük düşürmeyin ve utandırmayınız.</li>
<li>Korkuları karşısında sabırsızlanıp ona bebekmiş gibi davranmayın.</li>
<li>Çocuğunuzun hazır olduğunu hissetmiyorsanız korktuğu nesne veya durumla yüzleştirmek için asla acele etmeyin.</li>
</ul>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/cocuklarda-korku-problemi/">Çocuklarda Korku Problemi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul Fobisi</title>
		<link>https://www.psikologizmir.net/okul-fobisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Empati İzmir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 06:31:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ilk gün korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk psikoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir çocuk terapisti]]></category>
		<category><![CDATA[okul fobisi]]></category>
		<category><![CDATA[okula gitme korkusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.psikologizmir.net/wp/?p=247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Okul Fobisi Okul fobisi, çocukların okuldan korktuğu bir tür ayrılma anksiyetesidir. Okula gitmeyi reddedebilir ya da ana-baba figürlerinden ayrılınca ... <a title="Okul Fobisi" class="read-more" href="https://www.psikologizmir.net/okul-fobisi/">Devamı</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/okul-fobisi/">Okul Fobisi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Çocuklarda Okul Fobisi</h2>
<p>Okul fobisi, çocukların okuldan korktuğu bir tür ayrılma anksiyetesidir. Okula gitmeyi reddedebilir ya da ana-baba figürlerinden ayrılınca ortaya çıkan boğucu anksiyete nedeniyle büyük güçlükler çekerek okula katlanabilirler.</p>
<p>Çocuk aniden birgün okula gitmek istemez veya okula ilk başladığı günün ertesinde onu okula göndermek imkansız hale gelebilir; zorlamalar karşısında anksiyete duyar; panik içine girer, midesi bulanır, kusar, ağlar, gitmemekte direnir. Bazıları zorlamalara dayanamayıp yola çıkar, yarı yoldan döner, ya sınıftan çıkar eve gelir. Başlangıç bazen sinsidir. Ön belirtiler günlerce sürebilir.</p>
<h3>Okul Fobisinin Belirtileri Nedir?</h3>
<p>Çocuk neşesizdir, uykuya dalmakta güçlük çeker. İştahı kesilir, ödevlere karşı ilgisi azalır. Her sabah somatik bir belirti ile uyanır. Başı, karnı ağrır, midesi bulanır. Bir gün okula gitmeyeceğini bildirir. Neden olarak, öğretmenden korktuğunu ya da arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir. Bazıları da tanımlayamadıkları bir korkudan söz ederler. Çoğu zaman evde rahattırlar. Şiddetli vakalarda evde de huzursuz olabilirler. Aile bireyini (genellikle anne) bir yere bırakmaz, peşinden dolaşırlar.</p>
<h3>Okula Gitme Korkusu Klinik Özellikler ve Tanı</h3>
<p>Okula gitme korkusu Çocuklardaki anksiyete genellikle saf bir biçimde ortaya çıkmaz. Aşırı kaygılı çocuklarda ayrılma anksiyetesi bozukluğu, sosyal fobi, depresyon, panik bozukluğu, öğrenme bozuklukları ve enürezis bulunabilir.Bu sorunların herbiri okul fobisine ve okul reddine farklı yollardan katkıda bulunabilir.</p>
<p>Yaygın anksiyete bozukluğu olan çocuklar gelecek olaylara dair sürekli kaygı içindedirler. Okula gitme korkusu nedenleri arasında. Okul başarısı, sportif faaliyetler gibi çeşitli alanlarda yeterli olamamaktan kaygılanırlar. Gerçek bir tıbbi hastalık okul reddine neden olabilir.</p>
<h3>Aile Dinamikleri</h3>
<p>Diğer nedenler arasında aile dinamikleri (söz gelimi okul reddini alttan alta yüreklendiren bağımlı bir ana baba veya bakıcı), okulda büyük çocuklar tarafından ezileceğine dair gerçekçi korkular ve okuldan kaçma sayılabilir.Okul fobisi olan çocuklar, okula gitmek için evden ayrılmakta zorlanırlar; okuldan kaçarlarsa okula gittiklerini söyleyerek evden istekli ayrılırlar. Okuldan kaçmaya genellikle diğer davranışsal sorunlar eşlik eder (Örneğin kavga etmek, kuralları çiğneme vb.).</p>
<p>Ayrılma anksiyetesi bozukluğu olan çocuklar, okulda oldukları sırada kendilerinin veya ana-baba ya da bakıcılarının başına bir şey geleceğinden korkarlar.Depresyon, enerji ve güdülerini düşürür ve çocuklarda okul fobisine yol açar.</p>
<h3>Okul Fobisi Başlangıç Yaşı</h3>
<p>Okul fobisi anaokuluna ve ilkokula başlayan çocuklarda sık görülür. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı azalsa da tedavisi güçleşir.Dış yayınlarda görülme sıklığı %1-8 arasında gösterilmektedir.Okul korkusunu ortaya çıkaran etkenler ne olursa olsun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Bu hastalık bir aile nevrozudur. Aile bireyleri birbirine bağlı ve bağımlıdır. Biri ötekine ve kendisine bir şey olacak korkusunu yaşar. En sık görülen aile etkileşimlerini şöyle özetleyebiliriz.</p>
<h3>Okula Gitme Korkusu Nedenleri Nedir?</h3>
<ul>
<li>Ana ya da baba kronik anksiyeteden yakınmakta ve kendilerine bir şey olacağından korkmaktadır.</li>
<li>Ana-baba çocuğa okulda, yolda bir şey olacağından korkmaktadır.</li>
<li>Anne ya da baba genel tutumlarında çocuğundan kendilerine bağlı ve bağımlı kalmasını istemekte ve bunu desteklemektedirler.</li>
<li>Çocuk kendi yokluğunda anne veya babasına bir şey olacağından ya da kendisini bırakıp gideceğinden korkmaktadır.</li>
<li>Çocuk anne ve babasının yokluğunda kendisine bir şey olacağından korkmaktadır.</li>
</ul>
<p>Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen, ailesine bağımlı çocuklardır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken hastalığı başlatır (Aile de hastalık, sosyo-ekonomik bir kriz, kardeş doğuşu, bir kayıp, göç, okul veya öğretmen değişikliği vb).</p>
<h3>Aşırı Özen</h3>
<p>Okul fobisi olan çocukların yaşamlarının daha önceki yıllarında anneleri tarafından aşırı özen içinde büyütüldükleri görülür. Bu tür annelerin sürekli olarak çocuklarını memnun ederek onların sevgilerini kazanma çabası içinde oldukları, tüm isteklerini karşıladıkları ve onları sürekli hayal kırıklığına uğramaktan korudukları dikkatimizi çeker.</p>
<p>Bu anneler özellikle çocukların bedensel rahatsızlıklarıyla yakından ilgilidirler. Çocuklar gözlerinin önünde olmadığında kendilerini çok huzursuz hissederler. Psikolojik ve fizyolojik olarak çocuklarıyla yakın olma gereksinimi duyarlar. Bu anneler çocuklarını anaokullarına göndermekten kaçındıkları gibi, arkadaşlarının evine bile oyun oynamak üzere göndermekten kaçınırlar.</p>
<h3>Aşırı Koruyucu Anneler</h3>
<p>Annelerin bu koruyucu ve baskıcı ortamından bir an olsun uzak kalmanın bu çocukların yabancı bir çevrede ve tanımadıkları insanlarla birlikte günlerini geçirmeleri onları son derece huzursuz kılar.</p>
<p>Bu çocukların babaları da aşırı bağımlılık ve koruma hususunda eşleriyle işbirliği içindedir. Bu tür babalar ev içinde bir takım kurallar koyma ve disiplin uygulama yerine, pasif kalmayı ve ev içinde sürekli bir sakinlik ortamının yeğlerler.</p>
<h3>Okul Fobisi Tedavisi</h3>
<p>Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamaktan kaçınılmalıdır. Ona bu durumun bir çok çocukta görüldüğü, tedavi edilebileceği anlatılır. Onun güvenini kazandıktan sonra her ne şekilde olursa olsun okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya, derslerden geri kalma korkusunun ekleneceği söylenir.</p>
<p>Okula ailesinden birisi ile gitmesi, çıkışa kadar onunla beraber okulda kalması istenir (Bu kişi daha az bağımlı olduğu bir aile bireyi olabilir). Bunun için okulda işbirliği sağlanmalıdır. Bir yandan da çocuğun bireysel tedavisi,çocuk psikoloğunun uyguladığı davranış ve oyun tedavisi ile sürdürülür.</p>
<h3>Okul Fobisi Nasıl Tedavi Edilir?</h3>
<p>Psikoloğun aileyi de incelemesi ve yönlendirmesi önemlidir. Ailede kronik anksiyete, bağlılık, bağımlılık konuları da ele alınır. Yaş ne kadar küçükse tedaviye yanıt o kadar iyidir ve kısa sürede çocuk okula döner. Stresle ilgili yinelemeler olabilir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net/okul-fobisi/">Okul Fobisi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.psikologizmir.net">Piskolog İzmir</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
